Siz de Haber Ekleyin Kullanıcı Girişi Yeni Üyelik
Tellerle gelen sanat ..        Sol eli olmayan kusursuz kız... ..        İstanbul’da Triatlon Avrupa Kupası heyecanı başlıyor!..        ''Ben sokak futbolun profesyonel hayata yansımasıyım..''..        En uygun fiyatı Alve.com’da bulun!..        İstanbul Autoshow 2012’ye büyük İlgi..        Lady Gaga, Türk tasarımcıya emanet.. ..        Russell Crowe Edirne'de.....        10.Uluslararası Kar Film Festivali başlıyor ..        Farklı kültürler fotoğraf karesinde buluştu..        Kullanılmayan ürünler sanata dönüştü…..        Google Bilim Fuarı 2013’te Elif’in büyük başarısı.....        Kanadalı havayolunun Noel sürprizi....        Balparmak ile “en iyi”nizi ödüllendirin!..        Dünyada 7 milyar insan var. Peki siz kaçıncı sıradasınız? Dünya vatandaşlık numaranızı öğrenin.....        Ashton kutcher ve Demi Moore hangi sosyal medya sitesine yatırım yaptı?..        İTÜ denizcilik fakültesinden uluslararası başarı…..         Türkiye'nin en özel bursu üniversite adaylarıyla buluşuyor! ..        Kocaman bir kalbin varsa, onu sevgiline hediye et!..        Kahvaltı ve atıştırma molaları Caffé Nero’da ..        İstanbul Modern 23 Nisan için hazır!..        Ataşehir Belediyesi’nden örnek hizmet..        
Aşk Tesadüfleri Sever filminin senaristi Nuran Evren Şit: "Bu filmi tam 11 kere yazdım."
Share |
Duymayan yoktur, adı Aşk Tesadüfleri Sever. Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği, başrollerini Mehmet Günsür ve Belçim Bilgin’in paylaştığı bu film vizyona girmeden aylar önce konuşulmaya başlandı. İnternet sitesi sık tıklanır oldu. Facebook’taki hayran sayfasını beğenenlerin sayısı yüz bine yaklaştı. Aşk filmlerini özlemişiz sanırım. Bu yüzden… Aşka susayanlar için filmin senaristi Nuran Evren Şit’le konuştuk.

Türk Sineması büyük bir atılım içinde. Sanat filmleri, popüler filmler, belgeseller... Yeşilçam ekolünün uzantısı olarak değerlendirilebilecek televizyon dizilerini de buna eklersek dünya çapında bir sinemamız var. Aşağı yukarı her türde yerli film üretiliyor. Ama ne gariptir ki son yıllarca çekilen aşk filmlerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Tamam, her filmde ucundan kıyısından aşk var... Ama aşk filmi diyeceğimiz, kâh gülüp kâh ağlayarak, yanımızdakinin elini sıkıca tutarak, yanımızda biri yoksa bu defa ah vah ederek izleyebileceğimiz filmlerden bahsediyorum.

İşte bugün böyle bir film girdi vizyona. Aşk Tesadüfleri Sever. Damar bir aşk filmi. Filmin senaristi Nuran Evren Şit..
.

Merhaba Evren Hanım, filme geçmeden önce biraz kendinizden bahseder misiniz?

1980’de Ankara’da doğdum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV Bölümü mezunuyum. 2000 yılından itibaren kısa filmler yazıp yönetmeye, 2002’den itibaren de sinema ve reklam filmlerinde çalışmaya başladım. Yönetmen yardımcısı ve cast sorumlusu olarak pek çok projede yer aldıktan sonra, 2007’de Elveda Rumeli dizisinde Alican Yaraş ve Özge Efendioğlu’yla birlikte çalışarak senaryo yazarlığına başladım. Şu anda Elif Usman’la beraber Hanımın Çiftliği dizisini yazıyorum. Aşk Tesadüfleri Sever ise ilk uzun metraj senaryom...

Okullu olduğunuzu anlıyorum... Bu işin okulunu okumak şart mı sizce? Senarist olmak için ne gibi bir eğitim almak gerekir? Senarist adaylarına kendilerini geliştirmek için ne/neler yapmalarını önerirsiniz?

Okullu olmak şart ya da değil gibi bir şey söylemek çok zor. Ancak şu kadarını söyleyebilirim. Ben Mimar Sinan Sinema TV’de aldığım eğitimin kendi adıma çok büyük faydasını gördüm. Zaten sinema okumaya karar verdiğimden beri hayalim olan bir okuldu. Okula ilk girdiğim gün Lütfi Akad, Metin Erksan, Memduh Ün ve Duygu Sağıroğlu’nu aynı masada yemek yerken gördüğümde heyecandan tuvalete gidip ağladığımı hatırlıyorum. Çok değerli sinemacıların ışığında okuduk, onların rehberliğinde senaryolar yazarak, filmler çekerek mezun olduk. Bunun faydasını piyasada çalışırken çok hissettim. Ama bir yandan da onlara benzemeyen, onların bilgi ve birikimine sahip olmayan insanlarla çalışırken çok da zorlandım... Ne eğitim almış olursanız olun, senaryo yazarı olmak için bir hikâyeyi, çekilebilir, görsel ve işitsel olarak kaydedilebilir bir hale getirebilmeniz; bunun için de senaryo tekniğine, kurguya ve dramaturjiye hâkim olmanız gerekiyor. Bu, kimi zaman deneyim kazanarak, deneyip yanılarak elde edilen bir yetkinlik, kimi zamansa doğal bir yetenekle ortaya çıkabiliyor. Ama senaryo yazarı, aklına düşen ya da ona sipariş edilen bir fikrin, bir temanın, bir edebi eserin filme dönüşmesinde; yaratıcı katkı ve zekâsını sonuna kadar ortaya koymak zorunda... Aynı temayı on ayrı senariste verin, birbirinden farklı on film ortaya çıkar. Senaryo filmin omurgası, planıdır. Sete gidildiğinde eldeki tek rehber, tek haritadır. O yüzden taş gibi sağlam olmalıdır. Çünkü bütün filmin yükünü senaryo çeker.

Senaryo yazarının, her şeyden önce onun kaleminden çıkan bir dünyaya milyonlarca lira yatırıldığının ve izleyiciye “önemli bir söz” söylemesi gerektiğinin bilincinde olması lazımdır.

Proje size mi ait? Ya da neresinden eklemlendiniz işe?

Bu projenin fikri ve omurgası İpek Sorak’a ait. Ömer Faruk Sorak ve eşi İpek Sorak, kendi hayatlarındaki bir tesadüften yola çıkarak film yapmaya karar vermişler. Hikâyede biraz ilerledikten sonra da beni işe dâhil ettiler. Ben İpek’in hikâyesini okuduktan sonra, hikâyeyi yeniden yorumladığım bir yazı yazdım. O yazının başında bir dörtlük vardı. Sanırım o dörtlükten, projeye bakış açımızın aynı olduğunu ve benim hikâyeye bir şeyler katabileceğimi hissettiler. Daha önce hiç uzun metraj yazmamış olmama rağmen işi bana teslim edecek kadar güvendiler. Mayıs 2009’da çalışmalara başladım. Pek çok hikâye ve tretman versiyonları yazdıktan sonra da Ekim 2009’da senaryonun ilk draftını bitirdim... İpek ve Ömer Abi’nin istek ve beklentileri doğrultusunda, hikâyenin omurgası sabit kalmak üzere, senaryonun tamamen değiştiği, birbirinden farklı 11 draft yazdım. Nihayet Mayıs 2010 da senaryo içimize sinen bir hale geldi.

Bu filmde, Tesadüf ve Aşk temalarını, sebep sonuç ilişkileri hem çok güçlü hem de çok inandırıcı olmak üzere yoğun bir örgü içinde işlerken, çok tanıdık bildik ve gerçek duygulara hitap etmeye çalıştık. Bunu yaparken de pek çok gerçek hikâyeden, andan ve anıdan yola çıktık. Mehmet Günsür ve Belçim Bilgin başta olmak üzere etrafımızdaki pek çok insandan bu konuda samimi bir destek aldık. Bu senaryo, İpek ve Ömer Abi’yle ortak yürüttüğümüz sıkı bir çalışmanın, bir akıl ve gönül beraberliğinin yanı sıra, birbirimizi çürütmek ve şeytanın avukatlığını yapmak suretiyle geçirdiğimiz kanlı bir sürecin akabinde son halini aldı. Sonuç olarak da ortaya, okuduğunda herkesi etkileyen ve ikna eden bir senaryo çıktı. Ardından Ömer Faruk Sorak ustalığını konuşturarak onu bir filme dönüştürdü. Bundan sonra artık söz seyircinin...

Nasıl bir süreç gelişti? Yani biraz mutfağa dair bir soru bu? Nasıl çalışıyorsunuz? Senaryo yazarken izlediğiniz bir yöntem var mı?

Senaryo ya da hikâye yazarken izlediğim yöntem çalışma masamda oturup bilgisayarla bir müddet bakışmak... Eğer bir şey çıkmıyorsa eski usule dönüp kâğıt kalem kullanmak, kafamı dağıtacak bir yerlerde çay, kahve ya da bira içip bir şeyler karalamak... Sonra kafamda birikenlerin, geceleri uykumu kaçıran bir safhaya geldiğini hissettiğimde ise tekrar bilgisayar başına oturmak...

Tıkandığım zamanlarda film izlemek, kitap okumak ya da bir filmin senaryo kurgusunu çıkarmak gibi eylemlerim de mevcut. Ama genel olarak, bilgisayardaki o beyaz sayfadan kaçmamak onunla uzun uzun flört etmek gerektiğini anlamış bulunuyorum.

Nasıl bir film izleyeceğiz? Klişe bir soru ve belki daha onlarca defa yanıtlamak zorunda kalacaksınız ama Aşk Tesadüfleri Sever ne anlatıyor?

Aslına bakarsanız bu soruyu bana ilk kez siz sordunuz. Aşk Tesadüfleri Sever... Aslında hiçbir şeyin tesadüf olmadığını anlatıyor. Başımıza gelen her şeyin bir sebebi olduğunu ve bu sebeplerin ve sonuçların ortaya çıkmasında sadece kaderin ya da görünmeyen bir gücün değil, bizim de katkımız olduğunu... Bu film, aşk kavramı üzerinden, aslında hayatı ve döngüyü anlatıyor. Anlattığı aşk hikâyesinin yanı sıra, çocuk olmaya, yetişkin olmaya, değişmeye, aile içi kırgınlıklara, pişmanlıklara, gençlikte kurulan hayallerin ne kadar uzağına düşebildiğimize ve yanımızdan akıp giden hayatın ne kadar değerli olduğuna dair bir hikâye anlatıyor.

Oyuncu seçiminde bir katkınız oldu mu? Oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz? Hadi yine klişe bir soru... Yarattığınız Özgür ve Deniz’i perdede görebildiniz mi?

Başrol oyuncuları, ben işe dâhil edildiğimde çoktan belirlenmişti. Belçim Bilgin ve Mehmet Günsür bu filmin olmazsa olmazlarıydı. Senaryoyu yazarken, onlarla sıkı bir iletişim halinde olmam, ses tonlarını, tavırlarını, karakteristik özelliklerini devamlı gözlemleme şansı bulmam çok faydalı oldu. Hala çalışma odamın duvarında onların fotoğrafları asılı. Çünkü senaryoyu yazarken Deniz ve Özgür’ü sürekli karşımda görme ihtiyacı duymuştum. Belçim senaryoyu tamamladığımda bana, “Tamam artık,” demişti, “Artık Deniz ve Özgür’ü bize bırak... Şimdilik vedalaş onlarla...” O an içimde bir burukluk hissettim. Artık iş benden çıkmıştı. Sete gittiğim ilk gün Deniz ve Özgür’ün film içindeki en kritik en özel sahnelerinden biri çekiliyordu. Orda Belçim ve Mehmet’in, hayalimin çok üzerinde bir performans ve sahiplenmeyle o karakterleri yaşattıklarını gördüm. Hayatımda asla unutamayacağım bir andı o... O kadar uyumlu o kadar gerçeklerdi ki... O an gözyaşlarıma hâkim olamadım.

Onlar dışında da Şebnem Sönmez benim başından beri “Neriman” rolünde hayal ettiğim bir isimdi. Oynayacağı kesin olmadığı halde onu düşünerek yazmıştım. Altan Erkekli, Ankara Sanat Tiyatrosu zamanlarından beri hayran olduğum bir oyuncuydu. Ayda Aksel ise “İnci” rolünde baştan beri tek geçtiğimiz bir isimdi. Onların da bu projede yer alması beni ayrıca çok mutlu etti.

Sanıyorum ilk uzun metrajlı filminiz bu... Nasıl bir duygu?

Galaya bir günden az kaldı ve ben size röportaj veriyorum... O yüzden tarifsiz bir heyecan içindeyim. Uyku tutmadı... Bu filmin ilk uzun metraj senaryom olması dışında benim için çok ayrı manaları var. Kendi çocukluğuma, aileme, dedeme, ergenliğime dair şeyler var filmde. İnternette şimdiden dile düşen bazı replikler benim dedemden, babamdan, annemden duyduğum, onun için filme koyduğum replikler. Kemal Dedem, hakikaten ananemin ölümünden çok sonra, küçük bir kız olmama rağmen bana ona hala ne kadar aşık olduğunu anlatırdı. Buna benzer anlar, duygular bu filmle ölümsüzleştiği için, sipariş hikâye üzerine yazılmış herhangi bir senaryo değil bu.

Ayrıca,  Ömer Faruk Sorak, popüler sinemanın bu ülkedeki en iyi örneklerini vermiş usta bir yönetmen. Onun çektiği filmde senarist olarak adımın yazması benim için tarifsiz bir gurur. Aynı zamanda oyuncu kadrosunun tamamı ve tüm teknik ekip Türk Sineması için gurur kaynağı olan insanlardan oluşuyor. Hepsinin emeği alın teri var bu filmde.

Aşk Tesadüfleri Sever mi cidden? Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?

Senaryonun ilk sayfasına yazdığım, “Var olmak tesadüf değilse, aşk tesadüf olabilir mi?” cümlesini, tam da bu soruya karşılık olarak yazmıştım.

Biraz özele girebilir miyim? Şey... Peki, siz buldunuz mu aşkı? Tesadüf edebildiniz mi genç yaşınızda?

Arda Erdik, yani eşim benim en büyük aşkım... 3,5 yıldır beraberiz, 4 aylık evliyiz ve ben onunla geçirdiğim her gün için şükrediyorum. O olmasaydı bu filmi yazamazdım, o olmasaydı, aşkı çok hastalıklı ve karamsar duygularla ifade ederdim. Aslında onunla tanışmamız da çok tuhaf bir tesadüf. Ben G.O.R.A da çalışırken tanıştığım bir arkadaşım -Özge tanıştırdı bizi. Ve ben Ömer Faruk Sorak’la da G.O.R.A’ da ilk kez çalıştım. Bu filmimi yazmama ve Arda’yla evlenmeme vesile olan şey G.O.R.A diyebiliriz galiba. Cem Yılmaz’a sevgilerle...

Bir Ankaralı olarak nasıl bir Ankara kurguladınız senaryoda? Ya da sizin için Ankara nedir, nasıldır?

Çocukluğumda, genç kızlığımda yaşadığım Ankara’yı kurguladım senaryoda. Zaten İpek Sorak ve Ömer Faruk Sorak da Ankaralı oldukları için, farklı dönemlerde büyümüş olsak da çok ortak kodlarımız vardı. Mahalle ilişkileri, Tunalı Hilmi, Kuğulu Park, yumurta savaşları... Filmin bu nostaljik tadı Ankaralıları, Ankara’da büyümüş olanları derinden etkileyecek bence.  Ankara, ilişkilerin çok kuvvetli olduğu, dostlukların çok sıkı yaşandığı bir şehir. İyi insanların, art niyetsiz insanların şehri... Ben öyle bir şehirde büyüdüm ve öyle hatırlamak istiyorum Ankara’yı. Ankara’da edindiğim dostlarımı hâlâ kimselere değişmem. Ankaralılık böyle bir şey herhalde, vefa ve sahip çıkma dürtüsü...

Tezgâhta yeni projeler var mı?

Hanımın Çiftliği sezon sonuna kadar devam edecek. O bütün hayatımı kaplıyor zaten. Onun dışında da takım görüşmeler var. Ama daha adını koyduğum bir şey yok.

Teşekkürler. Umarım filminizin yolu açık olur.

 



04/02/2011
Bige Bilgen
b.bilgen@iyigazete.com.tr


Yorumlar (0)
En Çok Yorumlananlar
Kaçırmış Olabilirsiniz